ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

İskender ve Bush; Gordion Düğümü ve Ortadoğu Düğümü
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 13.08.2006
Acaba zenginlerin işi mi daha zordur, fakirlerin mi; karar vermek, hemence sanıldığının aksine, pek de o kadar kolay gözükmüyor bana. Birçok bakımdan zengininki daha zor olsa gerek; fakirler ne de olsa antrenmanlı sayılır, hele bir de hep fakirlikten gelenler; ama zenginler başka oluyor zahir: Bir kere mal malı, para parayı çeker; dünya malı tuzlu su gibidir, içtikçe harareti teskin etmek yerine daha da azdırır; Gossen Kanunları bunu anlatır iktisatta: İnsanın ihtirası sonsuzdur, verdikçe "dahası gele" der ve bu da git-gide tırmanan, kendi kendisini besleyen bir girdap yaratır. Tamah (tama') denen şey de budur aslında ve tabir-i aharı ile, "tama' üç harften mürekkeptir: Tı, mim, ayn ve her üçünün de karnı boştur". İmdi devletler için de benzer bir durum geçerli olsa gerek; küçükler şu veya bu şekilde küçüklüğe de alışkındırlar, mihnete meşakkate de; hele hep küçüklükten gelen ve büyük olmanın nasıl bir şey olduğunu hiç tatmamış olanlar; ama büyükler öyle mi? Büyük iken küçülmek kahredicidir, düşüncesi dahi; o sebepledir ki, büyüklük, güç, kudret de tıpkı zenginlik gibidir; aşağı inmeye hiç rıza göstermez, hep yukarı çıkmaya meyyaldir ve yine bunun içindir ki tatmin olmaz yükseldikçe; o da büyüdükçe doymaz, bilakis iştihası kabardıkça da kabarır, "dahası gele" der, ta ki çatlayıncaya dek. Beri yandan küçük başın derdi derdi küçük, büyük başın derdi de büyük olur, yüksek dağların fırtınalı olması gibi. Bir yandan büyüdükçe daha da büyüme hırsı, diğer yandan büyüdükçe, büyüklüğünün muhafazası endişesi ile süperpoze olunca gerginlik artar, bir de buna, her büyük gücün mutlaka düşeceğini kaydeden tarihin ibretler kitabının sonsuz örnekleri eklenince, huzur kaybolmaya başlar: "Ben ne zaman??"... Bu, zehirli soru beyinleri oyar da oyar; her büyük güç bu akıbeti bilir ama yine de kendisini ebed-müddet ve dünyanın ve tarihin sonu sanmak ister ve bu tazyik altında, saltanatını daha, biraz daha, az biraz daha uzatmak için her yola başvurur.
 
... ama mutlaka bir gün...
 
***
 
Bu koca köhne dünya kimleri görmedi ki; bir güftede dendiği gibi, "Hani Lokman canı nitmiş / Hani Cengiz şanı nitmiş..." Sahi, nerede şimdi bunlar? Nerede Roma, nerede Çingizli, nerede Osmanlı?
 
.. ve bir gün de Amerika!
 
Ama şimdi büyüdükçe büyüyor, büyümesi kendisini besliyor; ama mutlaka bir gün, mutlaka bir gün "hani nerde?" denecek? Bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor; ama gücün tabiatı böyledir; yukarı, daha yukarı, en yukarı, en yukarıdan da yukarı!
 
İşte şimdi Amerika'nın hal ve keyfi budur ve bu da eşyanın tabiatı muktezasındandır; yükselebileceği kadar yükselmek isteyecek ve bunun tahakkuku için de her yolu deneyecektir. Ve dahi dünya hakimiyetine giden yolun kilit noktası da Ortadoğu'dur. İskender için Gordion ne idiyse Amerika için de Ortadoğu odur; çözerse daha ileri gidecektir, değilse burada da kalamayacak, geriye, belki de çok geriye ric'at edecektir. Ancak ne var ki, Ortadoğu, zıtların kolaylıkla birbirine dönüşüverdiği bir diyalektiktir. Beri yandan, buranın bir dili var; o dil bilinmeden müstakarr ve sağlıklı bir hegemonya te'sis edilemez. Nedir bu dil? Kim bilir; belki de kim bilmez! Hiç olmazsa Osmanlı'ya bir sormakta fayda olsa gerektir. Ancak görünen o ki Bush, İskender olmaklığa özenip Ortadoğu kördüğümünü kılınçla çözmeye kalkışıyor; zotu-zotuna kaba kuvvetle. Bu, düğüm çözme değil, düğüm kesme; yani aslında düğüm çözülmüş olmuyor, olmayacak, çözülmemiş olarak orada öylece kalacak. İskender olmaklığa heveslenmek akıl karı değil; İskender Gordion düğümünü çözmedi, çözemedi, kesti. Kesti de ne oldu? Hiç düşünülmez mi ki otuzüç yaşında başını yastığa koyduğu anda imparatorluğu tuz-buz oldu dağıldı; her bir eyaleti kapanın elinde kaldı. Bu, mukadderdi; çünkü çözülmesi gerekeni kesmişti, yani düğüm çözülmemiş olarak orada öylece durmaya devam etmekteydi.
 
İmdi Amerika da belki Ortadoğu düğümünü kılınçla kesecektir, ama bu yola iltifat edecek olursa akıbeti de İskender gibi olabilir; Yavuz için düşürülen vefat tarihinde dendiği gibi, "zıllı memdud olur, zamanı kasir". O sebeple, zamanını da memdud kılmak için,  kesmekten vazgeçip çözmeyi düşünmesi icap etmektedir. Ama bu saatten sonra da olacak gibi görünmüyor.
 
***
 
Bu arada, bence, büyük bir ihtimal ile, bölge ülkelerinin önünde sıkıntılı bir "iki yıl" var; iyi dayanılırsa her şey değil ama çok şey değişebilir. Niçin mi? Yarına,"nasipse"..
***
NOT: Bu yazımın başlığı Yeniçağ'ın basılı metninde kısaltılarak "İskender ve Bush" şeklinde verilmiştir..
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 247,58 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim