ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Türkiye Üzerine Derin Düşünmek Zamanıdır
Durmuş Hocaoğlu

Türk Haber Gazetesi / Sayı:5, 13.05.2002-19.05.2002
Türkiye üzerine derin düşünmek zamanıdır; çünkü bu ülke, derin girdaplarda boğulmak üzeredir.
 
***
 
Türkiye Cumhuriyeti'nin, hiç tereddüt etmeden, seksen yıla yaklaşan tarihinin en kritik günlerinden birisini ve hatta birçok bakımdan da birincisini yaşamakta olduğunu söyleyebiliriz. Birçok dalı budağı olan bu netameli konuyu, bu vahim gelişmeler kümesini, kısaca ve ana hatlarıyla şu şekilde bir tek cümle ile özetlemek kaabildir: Türkiye, son derece tehlikeli ve son derece kritik bir dönemde bulunmaktadır; derin girdaplara dolanmıştır; Annemiz Vatan tehdit ve tehlike altındadır ve Biz evlatlarından yardım beklemektedir.
 
Çünkü:
 
1: Türkiye'de ekonomik bir gerileme ve hatta çöküş yaşanmakta; ülkemiz bir yandan genel olarak ciddi bir fakirleşme süreci yaşar, işsizlik tehlikeli boyutlara tırmanır, "üretim" çöker, buna mukaabil hiçbirisinin arkasındaki siyasi bağlantılarının deşifre edil(e)mediği edep perdesi yırtılmış yolsuzluklar alamele'in-nas icra edilir ve buna ilaveten, "kaba ve görgüsüz bir tüketim" dalgalar halinde yayılırken; diğer yandan, muhtelif toplumsal tabakalar arasındaki gelir farkları tehlikeli uçurumlara dönüşme istidadı taşımakta; yetmiş milyonluk koca bir memleket, nefesini tutmuş, bütün istikbalini dışarıdan ihsan buyrulacağını vehmettiği - fakat aslında kendi kesesinden katbekat fazlasıyla ödeyeceği - paralara bağlamakta; para verenlerin emir de vereceğini ve dahi verdiğini bir türlü idrak edememekte; haysiyeti, vekarı, şerefi günden güne erozyona uğramakta; hassasiyetleri kaybolmakta, bu kötü gidişatı istikbalini satarak ayakta tutmaya çalışmakta, bir anlamda "gönüllü bir kolonileşme süreci" yaşamaktadır.
 
2: Demokrasi gerilemekte, Haklar ve Hürriyetler Alanları sürekli olarak daralmakta; Devlet gücünü elinde tutanların akıllara ziyan hatalı ve yanlış poltikaları sonucunda Devlet ile Toplum - ve bahusus "Türk Toplumu'nun Omurgası" olarak nitelendirdiğim "Büyük Kitle" - arasında kapanması zor mesafeler oluşmakta ve eritilmesi git-gide müşkilleşen buzdan duvarlar örülmekte; inançlarında rahneler açıldığına inanan milyonlarca temiz insanın, bu topraklar için kan bedeli ödeyecek o "Büyük Kitle"nin, "Omurga'nın kalbinden ve gönlünden Vatan, Devlet, Bayrak, Hürriyet ve İstiklal gibi uğruna canlar feda edilesi, herbirisi diğerinden daha değerli ve daha kutlu kavramlar silinmeye yüz tutmakta; "vatan sevmezlik"in felsefi adı olan "Kozmopolitanizm", devası bulunmaz habis ve mel'un bir virüs gibi yayılma ve yaygınlaşma temayülü göstermektedir.
 
"Başörtüsü"ne karşı açılan savaş git-gide bir fare için bir evi yıkmaya dönüşerek - vew üstelik farelere karşı da pek ciddi bir şey de yapamadan - kontrolden çıkmakta, sistematik ve agresif bir devlet politikasına tahvil olmakta; temiz insanları devletleri ile dinleri arasında sıkıştırarak anlamsız ve kahredici bir tercihe zorlamakta; buna mukaabil, örgütlü sivil responslar vermekte tecrübesiz olan mağdurlar zahiren baş kesip boyun eğerek itaat etmekte, ancak, bütün tepkilerini bir "iç kanama" gibi batınlarına gömmekte ve gönül dünyalarından Devlet'i ve onunla ilişkili her kavramı ve sembolü yavaş-yavaş silmekte; "Türkiye'nin insan gibi yaşanası bir yer olmadığı" şeklinde bir fikir yaygınlaşmakta; bunun yanaında, Başörtüsü de git-gide daha sofistikleşerek asli gayesinden de sap(tırıl)makta ve tarihte Kızılbaş Serpuşu'nun doğuşunda olduğu gibi bir "isyan sembolü"ne tahavvül etme eğilimi göstermektedir.
 
3: Cemiyetimizde gelenekler, ahlaki değerler ve normlar kendisini yenileme ve sıhhatli bir tarzda üretme, güğncelleştirme ve terfi ettirme kaabiliyetini kaybetmekte; cemiyetimiz içtimai ve ahlaki bir aşınmakya ve erozyona maruz kalmaktadır.
 
4: Fakat daha da vahimi olarak, ülkemizin, el'an, şu üç harici gücün ap-açık tazyiklerine maruz kaldığı ve kendi üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başladığı da görülmektedir: Ekonomisi IMF'nin; bilhassa hukuki düzenlemeler ve uygulamalardan müstakbel tasarı ve tekliflere varıncaya dek, hemen-hemen bütün iç-işleri Avrupa Birliği'nin ve dış işleri de ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin handiyse "tam ve mutlak" olduğu söylenebilecek kontrolü ve yönlendirmesi, ve daha açık bir ifadeyle, tahakkümü altındadır.
 
4: Vehamet, bilhassa Avrupa Birliği söz konusu olduğunda zirveye tırmanmaktadır. Zira:
 
4.1: Türkiye, devleti ve halkı ile birlikte, bir "yeryüzü cenneti" olarak algıladığı Avrupa Birliği'ne tam üye olarak katılmak konusunda, büyük bir nisbette, son derece kararlı görünmektedir.
 
4.2: Fakat bütün bunlara mukaabil, hemen-hemen hiç kimse, Avrupa Birliği'nin gerçekte ne olduğu hakkında ciddi bir bilgiye sahip bulunmamaktadır. Aydın ve İlim Adamı gibi, ne denli layık olunduğu şüpheli olan, aşırı abartılı ünvanlara sahip elitler de dahil olmak üzere, hemen-hemen hiç kimse, Avrupa Birliği'nin, derinlikli felsefi temellere dayalı, arkasında binbeşyüz yıllık tarihi bir birikim bulunan muazzam bir proje, bir bakıma "İkinci Roma" olarak da okunabilecek, "Avrupa Birleşik Devletleri Projesi" olduğunu dile getirmemekte; ağzında dili olup da konuşan, elinde kalem olup da yazan hemen-hemen herkes, "Gerçek Avrupalılar"ın Avrupa Birliği hakkında yazdıklarından ve konuştuklarından; mesela Bentham ve Kant'ın "Federalist Barış Planı"ndan, Abbé de Saint-Pierre ve Kant'ın "Ebedi Barış Projesi"nden, Robert Schuman'dan, Jean Monet'den, Joschka Fischer'den; Jacque Chirac'ın "Birleşik Devletler Avrupası" (United Europe of States) tezinin, Churchill tarafından ta 1946'da açık bir hedef olarak belirlenen "Avrupa Birleşik Devletleri" (United States of Europe) tezine karşı nasıl da sonu başından belli olan ümitsiz bir mücadele içerisinde bulunduğundan; Avrupa Birliği'nin en geç 2004 sonuna kadar Avrupa Birleşik Devletleri'ne dönüşmesi eğilimlerinin arttığından ve mesela daha çok yakın zamanda (1 mart 2002), Valery Giscard d'Estaing'in bu konuda adeta ültimatom verircesine beyanatlarda bulunduğundan habersizce, gırtlağına kadar cehalet çukuruna gömülmüş olarak, saçma-sapan şeyler konuşmakta; Avrupa Birliği'ne girince arzu ettiğimiz herşeyin efendilerimiz tarafından bila bedel ihsan buyrulacağı şeklinde hezeyanlarda bulunmakta; Avrupa Birliği konusunda (guya) "ilmi" (!) araştırmalarda bulunması için te'sis edilmiş ve fakat büyükçe bir kısmı fiilen birer AB Lobisi şeklinde karanlık faaliyetler icra eden müesseseler asıl konu ortada dururken "Türk portakallarının AB standartlarına uygunluğu" türünden şizofrenik çalışmalarla oyalanmakta; Devlet yönetiminin zimamdarları, gözlerinin önünde sahnelenen trajedi karşısında şaşkın-şaşkın bakmakta, çok yerde de Türk toplumunu sistematik ve istikrarlı bir surette dezenforme eden bu cahil ve karanlık makulenin fikirlerinin etkisinde kalmakta ve hatta onlara iştirak etmekte ve "Avrupa Birliği nedir?" diye sormayı akıllarına dahi getirmeden Türk Devleti'ni akıbeti meçhul bir istikaamete doğru sürüklemekte bir beis görmemektedir.
 
4.3. Bütün bunlara ilaveten, Toplum, adeta etine kasatura saplansa duymayacak derecede his iptaline maruz kalmış, derin ve iflah olmaz bir "katalepsi" ile malul bir halde bulunmaktadır. Fikrimce, birçok bakımdan vehameti daha da arttıran, toplumdaki bu "bilinç kilitlenmesi"dir.
 
4.4: Bütün bunlara karşılık, sayıca pek mahdut, müessiriyyetleri pek az kişi biliyor ve pek az kişi Avrupa Birliği'ni gerçek veçhesi, "Avrupa Birleşik Devletleri"dir ve bunun açık anlamı da şudur: Nasıl ki tarihin belirli bir döneminde feodalitelerin daha yüksek seviyede bir toplumsal politik örgütlenme modelinin potasında eri(til)mesi ile Ulus-Devletler'in ortaya çıkış süreci yaşandı ise; şimdi de benzer bir surette, Avrupalı ulus-devletlerin, daha yüksek bir toplumsal politik örgütlenme modeli olan "Avrupa Birleşik Devletleri" (United States of Europe) Federasyonu potasında eritilmesi süreci yaşanmaktadır. Bu sürecin ne gibi bir manaya delalet etmekte olduğunu idrak hususunda zorlananlara anlatmalıyız ki, bu süreç, Avrupa Birleşik Devletleri'ne dönüşecek olan Avrupa Birliği'ne girecek her devletin kendi varlığını bu büyük federasyonun potasında eriteceği, bağımsızlığının sona ereceği bir süreçtir.
 
4.5: Bunun Türkiye için açık ve net anlamı, "tasfiye"dir: Türk Devleti'nin tasfiyesi!
 
4.6: Yani, Avrupa Birliği'ne girmek, Türkiye Cumhuriyeti'nin - hem de parçalanmış olarak ve yine hem de Devlet eliyle - "Avrupa Birleşik Devletleri"nin sıradan bir eyaletine dönüş(türül)mesi suretiyle tasfiyesi; binlerce yıllık Türk tarihinin zirvesine ve kemal noktasına vasıl olduğumuz bu coğrafyada varlığımızın sona ermesi, bin yıllık destanın noktalanması, Türkiye'nin İkinci Endülüs olması demektir.
 
4.7: Yine Avrupa Birliği'ne girmek, bin yıldır Haç'ın karşısında Hilal'in müdafii olan Türkler'in saf değiştirmesi; Haç yanında saf tutması demek olacaktır.
 
4.8: Yine bunun içindir ki, Avrupa Birliği'ne girmek, İslam dünyasının da bin yıldan beri ilk defa olarak "Türksüz" kalması demektir ki, bu, İslam dünyasının da çöküşünün başlangıcı demek olacaktır.
 
5: Sonuç olarak: Cehalet ve ihanet içindeki sözde intelijansiyası ile, aklını zayi' etmiş Devlet yönetimi ile, kataleptik bir tutukluk içindeki halkı ile, Türkiye bugün, Mütareke yıllarından veya, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde tasvir ettiğinden daha ağır şartlar yaşamaktadır diyebiliriz.
 
6: Ancak, yine de her şeye ve her şeye rağmen, şahsen, "Ölmez bu millet; farz-ı muhal ölse de hatta / Çekme Kürre'nin ırtı o tabut-u cesimi" ilkesini kendisine şiar edinmiş, bu milletten ümidini asla bütünüyle kaybetmemiş bir vatan-perver olarak, diyorum ki: Vazıyet kötü; ama hiçbir şeyin sonu değil!
 
7: Evet: Vazıyet kötü; ama hala bu topraklarda ezan okunuyor; hala bu toptraklarda bayrağım dalgalanıyor ve hala canlarımız bedenlerimizde! Öyleyse henüz hiçbirşeyin sonu olamaz!
 
8. Herşeye ve herşeye rağmen, milletine güvenen bir vatan-perver olarak diyorum ki: Bu millet, yine de dağları yıkar; ama iki şartım var: O'na kılavuz olacak ihlas, liyakat ve ehliyet sahibi, omurgası çok sağlam bir entellektüel hareket ve aynı evsafta siyasi bir hareket; ama her ikisi de en iyisinden, en omurgalısından!
 
9: Ben bir siyasetçi değilim; o sebeple ikincisine değil, birincisine talibim.
 
10: Onun için, sizlere teklif ediyorum ki: Bugüne kadar, bu hayati mevzuda, tamamiyle mütevazı şahsi imkanlarımı sonuna kadar zorlayarak kudretim muktezasınca yapmaya gayret ettiğim araştırma, aydınlanma ve aydınlatma faaliyetlerimi, sizlerle birlikte ve sizlerden güç alarak, karşılıklı bir teşrik-i mesai içerisinde, daha da ileri seviyelere götürmem hususunda bana yardım ediniz. Hiç olmazsa sesime ses veriniz; kendimi, kör kuyulara seslenmiş gibi hissetmemeliyim.
 
***
 
Evet, Ey Namus-u Mücessem Ehl-i Vatan!
 
Türkiye üzerine derin düşünmek zamanıdır; çünkü bu ülke, derin girdaplarda boğulmak üzeredir.
 
Bu derin düşüncelerin en müessiri ve en acili, mutlaka ve behemehal, henüz bir ay önce yayınlamış olduğum "AB Lobisi-I" başlıklı bir yazımda [Aksiyon., Sayı: 382; 30.03.2002-06.04.2002]
 
"Türkiye'nin ve Türk Milleti'nin Demokrasi, İnsan Hakları, Düşünce, Din ve Vicdan Hürriyeti, Refah v.b. gibi akla gelebilecek veya gelemeyecek "iyi, doğru, güzel" olan ne varsa, bütün bunların hepsine, kendi iradesi ile asla ve kat'a ulaşamayacağı; Türklerin böylesi yücelikler için gereken idrak, istidad ve kaabiliyetten mahrum oldukları; bütün bu yüce idealleri elde etmenin, yani "adam" olmanın, tek ve biricik yolunun kaçınılamaz olarak, ancak ve yalnız Avrupa Birliği'ne tam üye olarak katılmak olduğu; bu itibarla da "Avrupa Birliği"nin kesinlikle "alternatifsiz" olduğu ve yine aynı sebebe müsteniden bizim ulaşabileceğimiz, daha yükseği olamayan en yüksek ideal, bir anlamda "Yeni Kızıl-Elma" niteliği taşıdığı; bu fikre karşı çıkanların ise bir tür "zındık, mülhid" bir çeşit "yeni mürteci" olduğu şeklinde özetlenebilecek yanlış ve tehlikeli bir fikri akıl almaz propaganda vasıtalarıyla; siyasi karar mekanizmaları başta olmak üzere, Ülke'nin ve Toplum'un mümkün olduğunca en etkili kurum, kuruluş ve kişilerine ve tamamına kabul ettirmeye, Toplum'un bütün iradesini felcetmeye, pasifleştirmeye ve O'nu isteklerine ram etmeye çalışan; bütün bu faaliyetleri yaparken de Avrupa Birliği ve onun gerçek mahiyeti hakkında ciddi ve derinlikli, felsefesini ve tarihi arkaplanını deşifre edici sıhhatli bilgiler vermeyen, bu itibarla da açıkça bir "dezonformasyon" icra eden bir lobi faaliyetleri bütünü"
 
şeklinde tanımladığım ve Toplum'un karşısına binbir çeşit suratla çıkan Avrupa Birliği Lobisi'nin bütün bu yıkıcı iğva ve iğfal faaliyetlerine karşı kanun nizamı ve hukuk ve demokrasi kuralları çerçevesinde verilmelidir.
 
***
     
Ey Namus-u Mücessem Ehl-i Vatan!
 
Türkiye üzerine derin düşünmek zamanıdır; çünkü bu ülke, derin girdaplarda boğulmak üzeredir.
 
Lakin, bilmeliiyz ki: Hiçbir zaman bir ülke sadece ve yalnız "derin mücerret düşünceler" ile felaha ermez; Hürriyet ve İstiklal sadece ve yalnız "derin mücerret düşünceler" ile iktisap ve muhafaza edilemez.
 
Bu kör gidiş değişmeyecek olursa, birgün, devletimizin bekaası, bu kutlu topraklardaki varlığımızın temadiyeti, hürriyet ve istiklalimizin muhafazası için yeniden "Kongreler" ile yola çıkmak ile başlayacak olan "derin eylemler" zamanı da gelecektir.  
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 234,64 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim