ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Sekiz Yıllık 'Zoraki' Eğitim
Durmuş Hocaoğlu

Son Çağrı Gazetesi / 03.04.1997
Sekiz Yıllık "Zorunlu" Eğitim konusu ülkemizde hakim olan zihniyet patalojilerinin deşifre edilmesinde çok önemli fırsatlar sağlamaya devam ediyor. Burada, herbirisi bir nevi "zihniyet virüsü" karakterinde olan bu patalojik keyfiyetlerden sadece birkaçına ve kısaca değinebileceğiz.
 
1: Vatandaş Korkusu: Öncelikle, "zorunlu" Eğitim, "zorunlu" olmaktan çıkmakta, bir bakıma "zoraki" hale dönüşmektedir. Bunun altında yatan ise, vatandaşlarının tercihlerinden korkmak, kendi insanının talepleri karşısında tedirgin olmaktır. Bu, çok açık olarak bir "hastalık" emaresidir.
 
2: Tekniksizlik: Eğitim konusu'nun entellektüel, pratik, sosyolojik, felsefi, ekonomik veçheleri vardır. Bütün bunlar ise, teknik hususlardır, uzmanlık gerektiren alanlardır. Yani, Eğitim gibi son derecede hayati öneme sahip bir konu, herşeyden önce, bir "teknik konu"dur. Buna karşılık, bu teknik konu, çok ilkel bir şekilde, bir çeşit bilek güreşi, inat yarışı ve ideolojik mücadele için malzeme haline dönüştürülmüştür. Bunların herbirisi birer paranormal davranış tarzıdır.
 
3: Felsefesizlik: Şu sorunun tartışılması muhakkak gerekmelidir: Eğitim ile amaçlanan nedir? Bu ise, "eğitim felsefemiz nedir?" sorusudur. Şöyle de diyebiliriz: Bizim eğitim felsefemiz nedir, ya da daha açıkçası, bizim bir eğitim felsefemiz var mıdır? Eğitim felsefemiz, T.C. vatandaşlarına, kişiliklerini, entellektüel yeteneklerini geliştirecek, onların önünde özgürlük alanları açacak, pratik ihtiyaçlarını karşılayacak, ayrıca, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunacak, bilim, teknoloji, sanat üretecek gerçek anlamda bir "eğitim" mi amaçlamaktadır, yoksa, Logaritma cetveli ezberleterek matematik öğretme çılgınlığına kalkışmak gibi birtakım lüzumsuz malumatları "bilgi" ve "bilim" zannederek gencecik dimağlara tıkıştırıp onları öldürmek midir? Yoksa eğitim felsefemiz, Türk insanını, hepsi aynı şeylere inanan, aynı etkilere hep aynı tepkiyi gösteren, farklı düşünemeyen, "farklı", yani gerçek anlamda "kişi" olamayan, hepsi birbirinin "genetik kopyası" olacak şekilde programlanmış, donuk gözlü, dümdüz beyinli canlı bilgisayarlara dönüştürmek midir? Hepsi bir merkezden, herkesin ve herşeyin üstündeki bir "Big Brother" tarafından kumanda edilebilen, silinip-silinip formatlanabilen 70 milyon adet "aynı adam"!    
 
Eğitim tartışmalarında gözlemlenen zihniyet patalojilerinde bunların hepsini birden teşhis etmek mümkündür.
 
4: Ekonomisizlik: Şu soru ise kaçınılmaz olarak tartışılmalıdır: Eğitimin "ekonomikası" nedir? Hemen bütün beşeri faaliyetler gibi Eğitim de aynı zamanda bir iktisadi faaliyettir; bir maliyeti vardır. Maliyet ise, birşeye yatırım yapmak ve bir karşılık almaktır.
 
Konuyu bir paragraflık açalım: Türkiye'mizin kalkınması, maddi ve moral imkanlarını yayması, dağıtması ile değil, belirli hedeflere bilinçli olarak yöneltmesi, bu hedeflerde yoğunlaştırması ile mümkündür. Bizim ikiyüzyıllık kalkınma, modernleşme mücadelemiz "başarısız"dır; yani bu bir savaş ise sonuç "bozgun"dur ve "bozgun"un en temel sebeplerinden birisi de budur: Biz genellikle yapılması gerekenin tam tersini yapmaktayız: İsraf! Evet, İsraf! Akılsızca israf! İçmeye ayranı yokken tahtırevanla gezmeye gitmek; şuna-buna gururunu kırdırıp, yüz kızartıp, el açıp kredi alarak hovardaca, görgüsüzce saçıp-savurmak, yani İsraf, olduğundan daha büyük görünmeyi amaçlayan, özentili, kompleksli, hastalıklı bir ruhun tezahürüdür; ezeli, pis, iğrenç, dejenere bir Şark hastalığı'dır. Üretim, verimlilik, getiri-götürü, yatırım, kaynak, maliyet, bu hastalıklı, ukala kafanın almakta zorlandığı konulardır.
 
İşte, bu israf alanlarından birisi de Eğitim'dir. Eğitim-Öğretim, ancak, bu husustaki bütün imkanların, kaynakların heba edilmeksizin, israf edilmeksizin, verimlilik ilkelerine göre yapılması ile bir fayda sağlar ki, bu da Dikey Eğitim demektir. Halbuki, biz Yatay Eğitim hastasıyız. Belki bir makes bulurum ümidiyle tekrar etmekte yarar görüyorum: Nasıl ki herkese herşeyi birden vermek isteyen hiçkimseye hiçbirşey veremezse, nasıl ki herkesi birden doyurmak isteyen hiçkimseyi doyuramazsa, herkesi birden eğitmek isteyen de, hiçkimseyi eğitemez.
 
Eğitimdeki bu bilinçsiz israf, sözü edilen Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitim ile daha da katmerlenecektir. Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitim, ülkenin bilgi, teknoloji v.s. hacmini hiç arttırmayacağı gibi daha da daraltacaktır. Gerçek eğitim için harcanacak kaynaklar buraya sarfedilecektir. Bunun yanında, hiçbir fayda sağlamayacak olan ağır mali yükler getirecektir: Yeni binalar, yeni, derslikler, daha da şişmiş eğitim kadrosu... Burada bir teki dahi detaylandırılamayacak harcanma kalemleri ve netice: Okumayan diplomalılar!
 
Şunu hatırlatmak bir insanlık borcudur: Gerçek bir eğitimin temel şartı, "sınaileşmek", bir "sanayi toplumu" olmaktır. Gerisi boştur ve bir tek cümle ile özetlenebilir: "Türk Tecrübesi" göstermektedir ki, "Geri Kalmış" bir ülke olmak, zor zenaattır; herkesin harcı değildir.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 193,37 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim