ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Kilise'nin İman Esası: 'Saçma Olduğu İçin İnanıyorum'
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 03.11.2006
Papa'nın memleketimizi ziyaret etmesine Türk toplumunun hemen-hemen bütününün diyebileceğimiz büyük ekseriyetle, tam bir tesanüd ve ittifak içerisinde derin bir hoşnutsuzluk göstermesi elbet de sebepsiz değil ve elbet de haksız da değil.
 
İmdi bu sebepleri kabaca ikiye ayırabiliriz. Bunlardan birisi, mezkur şahsın son konuşmasının bir bakıma bardağı taşıran son damla olmuş olmasıdır; ancak burası daha ziyade zahiri ve tali sebep hükmünde. Asıl sebep, Batı'nın – her ne kadar işbu Batı hususen Amerika gibi görünse de umumen bir "topyekun Batı" algılaması bahis mevzuudur - Soğuk Savaş Sonrası'nda İslam dünyasına karşı yürütmekte olduğu saldırgan politikanın, daha yaygınca bilinen adıyla "Medeniyetler Çatışması"nın, bir uzantısı şeklinde telakki edilmesidir.
 
Şimdi ilkine bakalım.
 
Bir önceki yazımızda Papa'nın konuşmasının en ağır bölümünü aynıyla naklettikten sonra; son noktayı "buraya kadarki kısım, salt akademisyence kalsaydı bir yere kadar normal karşılanabilecek olağan şeyler gibi duruyor; ama mes'ele hiç de öyle değil" diyerek koymuştuk.
 
Gerçekten de öyle: Bir akademisyenin herhangi bir mevzu gibi "din" – yani ister umumi manada bir din, ister belirli bir din - hakkında da seviyeli ve ciddiye alınmaya müstahak kritikçi bir tavır sergilemesi daha ziyade akademik-entellektüel çevrelerde irdelenir; usul budur. Fakat burada vuku' bulan bu değil. Şöyle değil: İlkin, Akademik müzakereler bu gibi umuma açık yerlerde ve bir mesaj iletircesine irad edilen ideolojik ve militan evsaftaki "nutuk"lar ile gerçekleştirilmez. İkincileyin, kişilerin, fikir serdettikleri hususlara vukufiyetleri de illa ki şarttır. Bunlardan ikincisine dikkat edildiğinde, "akademisyen" Bay Ratzinger'in İslam dini hakkındaki bilgilerinin çok sığ ve sıradan oldukları görülmektedir. Söz gelimi, Theodore Khoury'ye istinaden ileri sürmüş olduğu, Peygamberimizi "kötü ve insani olmayan şeyler" yapmakla itham eden cümlesi, akademisyenlik değil, düpedüz militanca bir şarlatanlıktan ve en aşağı seviyede bir ahlaksızca sataşmadan başkası değildir.
 
İmdi: Cihad, Hristiyanlar tarafından bugüne kadar çok yersizce eleştirilmiş ve en esaslı gerekçe olarak da (Hz.) İsa'nın cihad etmeye – onların tabiriyle "dini kılıçla yaymaya – teşebbüs etmemesi gösterilmişir. Vakıa Hz. İsa faslı doğru, ama mes'ele başka. Başkasını herkes bilir az-çok; ben birisini söyleyeyim: Elmalılı'nın da belirtmiş olduğu gibi, O'na cihad emrolunmamıştı [Hak Dini Kur'an Dili., cilt: 7., Eser Kitabevi., İst., 1971., s.4931] ve İslam'ın yüce peygamberinin cihada başlaması için almış olduğu mesafeyi Meryem Oğlu İsa henüz alamadan nübüvveti hitama ermişti. Kaldı ki, Erwin I. J. Rosenthal'in, Makyavel'in "silahlı peygamberler zaferler kazanırken silahsız peygamberler ortadan kayboldular" [Principia, II., Böl: 3] hükmüne atfen, mealen, sözü, "İsa başaramadı, çünkü kılıcı yoktu, Muhammed başardı, çünkü kılıcı vardı" demeye getirmesi de [Ortaçağ'da İslam Siyaset Düşüncesi., Çev.: Ali Aksu, İz Yay., İst. 1996, s.158] dikkat çekicidir.
 
Burası hem derin bir cehalet ve hem de kaba ve çiğ bir küstahlık. Cehalet ve küstahlığın bir başka veçhesi de, Hristiyanlığın, dini kılıçla yaymanın en vahşi metodlarını asırlarca tatbik etmiş olduğunun kimse tarafından bilinmediğini zannetmek. Halbuki, iptida takatsiz oldukları devirlerde "sağ yanağına tokat vurana sol yanağını da uzatmayı" faziletli bir prensip olarak lanse eden Hristiyanlık, bilahare biti kanlanınca kan içen bir canavara dönüşmekte hiçbir ahlaki beis görmemiştir. İşin hakikat tarafı şudur ki, Batı kültürü, şiddet, kan ve korkuya bulanmıştır ve bunların büyük bir kısmı da Hristiyan dininden belsenmektedir.      
 
Cehalet ve küstahlık bu kadar da değil; Kur'an-ı Kerim'de 2,256 sayılı bir sure olduğunu dahi bilmeyen "akademisyen" Papa, Bizans İmparatoru Manuel'in ağzından, "akıl gereğince hareket etmemek tanrının doğasına aykırıdır" derken, Kilise'nin kurucu babalarından Tertullianus'un "Teslis" denen saçmalığın akıl ile bağdaştırılamazlığı karşısında teslim olarak, çar na çar, "credo quia absurdum est" (saçma olduğu için inanıyorum) aforizmasını iman esası olarak tarihe tescil ettirdiğini ve esasen Hristiyanlığın – elbet de İsa Nebi ile inzal edilen değil, cari olan, tarihi Kilise Hristiyanlığı'nın - bütün bütüne akıl karşıtı bir din olduğunu unutmuş gibi duruyor.
 
Ve daha başka "saçmalıklar"; hulasası şu ki, Papa ve hempaları, akla uygun bir dinden ve kan ve şiddeti reddetmekten en son olarak dahi bahseden kişiler olamazlar. İşin tek hoş tarafı şu ki, cahil akademisyenlerin sadece bizde çıkmadığını görmek insanı rahatlatıyor, bir nebze de olsa. 
 
...en iyisi, yarın buluşalım.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 201,96 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim