ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Siyaset Bir Tiyatrodur; Ancak, Tiyatro Bir Ciddiyettir
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 11.12.2006
Türkiye birkaç günden beri, yine, ne anlama geldiği hayli meşkuk binbir çeşit "sorun"lardan birisini daha görülmemiş bir ciddiyet ile tartışıp duruyor: Hükumet, bir hava ve bir deniz limanını Kıbrıs Rum yönetiminin kullanımına açılması ile ilgili olarak yapılan "jest"i kime danıştı, kiminle müzakere etti de AB Dönem Başkanlığı'na götürmeye karar verdi? Konu Meclis'e niçin getirilmedi, muhalefetin fikrine niçin müracaat edilmedi, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay ile niçin istişare edilmedi? Vesaire, vesaire...
 
Şimdi bunları konuşuyoruz.
 
Cumhurbaşkanlığı'na bu hususta gerekli bilginin verildiğine dair haberler üzerine, Köşk'ten, "bu gibi haberlerin gerçeği yansıtmadığı, öneri hakkında doğrudan ya da dolaylı hiçbir biçimde bilgilendirilmenin vaki' olmadığı" şeklinde bir açıklama yapıldı. Deniz Baykal bu çıkışın ülkenin politikasında bir "kırılma" olduğunu bildirirken, "Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile, ana muhalefet partisi ile istişare etme ihtiyacı hissetmiyor; Bush ile, Karamanlis ile istişare ediyor. Bir dış politika krizini çözeceğiz derken çok tehlikeli bir rejim sorunu ortaya çıkarılmıştır" ifadeleriyle mes'eleyi yine mutadı veçhiyle bir "rejim sorunu"na tahvil ediverdi. Demek ki mes'ele bu kadar ciddi: Rejim sorunu! Devlet Bahçeli ise, Hükumet'in bu girişiminin "Avrupa treninin raydan çıkmasına sebebiyet verdiğini" ileri sürdü. Bu daha da ciddi; demek oluyor ki artık "onurlu üyelik" kapıları kapanıvermiş görünüyor. Bunlara karşılık Başbakan Erdoğan ise, "Sözlü görüşmeler için de mi Çankaya'ya veya ilgili bazı kuruluşlara soracağız? Yeterince altyapı ve birikime sahibiz. Yazılı bir metne dönüştüğü zaman tabii ki görüşeceğiz. Bunları birbirinden ayırt edelim. Birbirimizi yormayalım, birbirimize haksızlık etmeyelim." dedikten sonra da – madem ki "ilgili" olduğu tasdik ediliyor, niçin istişare edilmiyor diye zor bir sual atmayalım ortaya ve devam edelim - mühim bir ikazda bulunuyor: "Piyasalar rahatsız oluyor, zararı vatandaş görüyor." Bu açıklamada da, tabiatiyle, mes'uliyetini müdrik ve işini bilen bir hükumetin ağırlığı görülmezlik edilemiyor: "Millet vekaleti size vermediğine göre, sizlere de neler oluyor demektir" bu ve dahi haklıdır da. Hem sonra şu Borsa işi de pek mühim gayet tabii ki; ya bir de yatırım ve istihdama gitmeye niyeti olmadığından paradan para çırpmak için serseri mayın gibi dolaşan tonlarca meblağ ürkerse sonumuz ne olur; değil mi? Düşünen yok ki! Halbuki, vazıyet gerçekten ciddi: Öyleyse herkes kendi işine baksın efendiler; hükumet etmeyi Hükumet'e bırakınız, gürültü patırtı etmeyiniz, susunuz ki Borsa Lordları ürkmesin – çünkü işimiz gücümüz onları memnun etmek. Bütün bu hengame içerisinde muhalefet olmanın illa ki olur-olmaz herşeye peşin-peşin itiraz etmek anlamına gelmediğinin bilincinde olan Mehmet Ağar'ın açıklaması da ayrı bir değer taşıyor şüphesiz: "Sonuç olarak ülke, hükümetin yönetimi altındadır. Millet böyle bir yetkiyi siyasi iktidara vermiştir. Ancak danışma mekanizmalarının işletilmesinin zararı yoktur. Aynı zamanda demokrasinin de gereğidir. Bütün bunlara rağmen hükümet siyasi sorumluluğu taşıyan makam olarak böyle bir girişimde de bulunabilir."
 
Hiç de fena fikir değil doğrusu; hatta azı var fazlası yok.
 
Çünkü, Mühür kimdeyse Süleyman O'dur.
 
***
 
Bu arada dış yankılar da hayli dikkat çekici, gelen haberlere göre. Mesela Hükumet'in bu "cesur" atağı AB üyesi ülkeleri ikiye bölmüş imiş; bu haber doğruysa – ki inşaallah öyledir - böyle iki "cesur atak" daha yapıldığında en az sekiz parçaya bölünecek olan Evropa'nın işi bitmiştir külliyen. Ancak, bir başka habere göre de Yunan ve Kıbrıs Rum Kesimi büyükelçileri, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın çıkışını Türkiye'nin planının ne kadar "zayıf ve muğlak" olduğunu göstermek için kullanmaktalarmış. Bu fena; ama iyisi de var: Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk de Büyükanıt'ın çıkışının uzun vadede – herhalde askerden gelen her teklifte bir faşizm izi olacağını ima ederek - hükümetin elini güçlendirdiğini savunmuş imiş vesaire.
 
***
 
Siyaset bir tiyatrodur; el-hak! Ancak, tiyatro bir ciddiyettir.
Ben, sahnelenen bu oyunda bir ciddiyet göremiyorum.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 168,63 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim