ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

AB Tartışmalarındaki Dayanılmaz Sığlık ve Sefalet
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 15.12.2006
Bir evvelki yazımızın hitamını "Siyaset bir tiyatrodur; el-hak! Ancak, tiyatro bir ciddiyettir. Ben, sahnelenen bu oyunda bir ciddiyet göremiyorum" diyerek bağlamıştık; aslında bağlanmadığı belliydi, buraya kadar getiren her halde bunun sonunu böylece bırakamazdı. Şimdi devam edelim: Niçin bu oyunda bir ciddiyet göremiyorum?
 
Bunun için de evvela, "bu oyun" ibaresi ile, Hükumet'in, bir hava ve bir deniz limanının Kıbrıs Rum yönetiminin kullanımına açılması ile ilgili olarak yaptığı "jest" münasebetiyle yapılan, gürültülü ama içi boş tartışmaları kastettiğimi hatırlattıktan sonra, müsaadenizle, yine, Kasım 2002 seçimlerinin hemen akabinde çiçeği burnunda AKP iktidarının her işi bir tarafa bırakarak, AB'den üyelik müzakereleri tarihi – olmazsa 'tarihinin tarihi' - almak üzere Avrupa'ya koşuşturması münasebetiyle icra edilen böyle yüksek hararetli tartışmalar vesilesiyle kaleme aldığım eski bir yazımdan kısa bir iktibasta bulunmak siyorum ["Yeni Hükumetimiz, İntelijansiyamız ve AB Üzerine Bulantılı Çeşitlemeler"., Türkhaber., Yıl: 1., Sayı: 036., 23.12.2002]:
 
"Lutfen beni yanlış anlamayınız, enaniyet için söylemiyorum; ancak hakikati gizlemek de suçtur; bu sebeple, ısrar ederek ileri sürüyorum ki: Ülkemizde, sağda, solda ve hatta her yerde bol kepçe misali "AB muhabbetleri" demleniyor; ancak, beni bağışlayınız, kimseyi incitmek gibi bir niyetle söylemek istemiyorum: Ezici çoğunluğunun içleri bomboş; sağcı-solcu hep aynı! 
 
... hani kapalı bir havada hani bazan bulutlar aniden aralanır da Güneş kısa bir an için de olsa, benzi soluk feri kaçık olsa dahi, arz-ı endam eder; insan ne heyecanlanır!. Fakat heyhat! Sema'daki ısı ve ışık kaynağının gelmesiyle kaybolması bir olur. Tıpkı bunun gibi; Hakikat Güneşi, ülkemizin gaflet bulutlarıyla kaplı medya semalarında nadiren bulutların arasından kendisini gösteriyor; ama onun da ekseriyetle rengi soluk, sıcaklığı düşük ve görünmesiyle kaybolması bir oluyor; arkasından yine aynı soğuk ve karanlık geri geliyor..."
 
Yanlış şeyler yazdığımı zannetmiyorum; öyle olmadı mı ve öyle olmuyor mu nitekim? Tartışmaların ilmi-entellektüel seviyesi dökülüyor; tam bir skandal. Tartışmayı teknik bir dil ile, ilmi ve felsefi seviyede yapan kaç kişi var; daha doğrusu, var mı? Ve yine keza bazan idrak ufkumuzu kaplayan karabulutlar sanki aralanır gibi oluyor da sanki hakikat güneşi göze çarpıyor, sonra yine akabinde aynı zulmet bulutları her yeri kaplıyor. Kim ayılıyor, yapılan istiskallerden, alçaltmalardan? Bulutlar bir ara dağılır gibi oluyor; mesela Refah partisini kapatma kararı veya Leyla Şahin davası AİHM'de onaylandığında, veya Fransa Türkleri kaatil millet ilan ettiğinde, veya Papa İslam'a sövüp saydığında. Ya sonra? Sonra yine aynı aynı lakırdıları dinlemeye devam ediyoruz; yalan mı?
 
Çünkü sokuşturma akıl yedi adım gider de ondan; en fazla yedi adım tabii.
 
***
 
Pekala: Şimdi vazıyet nasıl?
 
Neler konuşuluyor, bakınız: Deniyor ki, Başbakan, bu "jest"i yaparken kime bilgi verdi, kime danıştı, kiminle istişare etti? Gerçekten de bu danışmaları, istişareleri, bilgi vermeleri yapması muhakkak şart mı? Bence değil. Başka? Deniyor ki, bu yapılan devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Niçinmiş? Çünkü, AB üyeliği bir devlet politikası imiş ve dahi konu da çok ciddi imiş; mutlaka ve behemehal milli bir mutabakat zemini oluşturulmalı imiş filan. Bence yine şart değil; bugüne kadarki süreç daha mı az ciddi idi ve bugüne kadar hükumetlerin bu istikametteki her adımı hep böyle mi atıldı? Hiç de değil. Bunlar usule tekabül eden tartışmalar ve aynı zamanda işin içinde hem enaniyet var, hem de siyasi gösteri. Ya daha başka? O da şu: Hükumet'in bu çıkışı milli menfaatlere aykırı imiş; çünkü tavizkar imiş, çünkü AB karşısında elimizi zayıflatıyormuş v.s.
 
İşte bu, daha ciddi, hatta en ciddi; çünkü, usule değil de esasa dair bir argüman.
Hakikaten çok ciddi.
Öyle mi?   
Hayır!
 
Bence en ciddiyetsizi, en kötüsü tas-tamam burada, tas-tam bu noktada.
 
Çünkü bu "akil" ademlerin hiçbirisi, AB üyeliğini prensipler düzeyinde radikal olarak reddetmiyor; hepsi AB'ci, şu veya bu şekilde ama neticede hepsi AB'ci – "onurlu üyelik" mucitleri de dahil, hepsi. Ve hepsinin de anlamadığı taraf şu:...
 
..yarın yazalım en iyisi; ama sayfa sonunda şunu da söylemeliyim: Bu tartışmalardaki sığlık ve sefalet ruhuma karabasan gibi çöküyor.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 191,98 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim