ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Türkiye'ye Müdâhale Üzerine Üç Başlık
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 18.02.2007
NOT: Bu yazının basılı metni bir miktar kısaltılmıştır - D.H. ­
 
 
Bizler yine alemumum ekseriyetle vâki' olduğu üzere, esas îtibâriyle satıhta görünür olanlarla didişir dururken, hemen ilk bakışta nüfuz edilemeyen derinlerde, diplerde, başka gelişmeler oluyor: Türkiye, adım-adım hâricî bir müdâhaleye doğru zorlanıyor. Haddi zâtında AB üyeliği girişimlerinin kesâfet kazanmasına paralel olarak, fiilen bir müdâhale sürecini zâten yaşamakta olduğumuz bir hakîkat; fakat söz konusu ettiğim, bununla da ilintili olmak üzere, daha başka ve çok daha kahhar, sonu Yugoslayva'ya ve/ya Irak'a yapılan türden ve her ne kadar şimdilik ihtimâl olarak zayıf görünmekte ise de, hesapta tutmakta fayda bulunan askerî bir operasyona kadar varabilecek bir müdâhaledir.
 
İmdi: Neden müdâhale, hangi gerekçelerle ve nasıl?
 
Bu suâllere önce kısaca birer cevap verip sonra bir miktar tafsîl edelim.
 
1: Müdâhale; çünkü, ilkin, müdâhale, müdâhil güçler tarafından, tarihin gelmiş olduğu bu noktadaki bir zarûret olarak telakkî edilmektedir. Bunun birisi düpedüz tarihî bir hesaplaşmadır. Merkez üssü AB olan işbu birinci sebep "Avrupa'nın bedenine batmış yabancı cisim" olan Türklerin bu coğrafyada iyice ufalanıp çözülmek ve 'bir şekilde' tasfiye edilmek istenmesinden; ikincisi ise, esas olarak ABD'nin küresel dünya hâkimiyetine giden yolda terbiye ve te'dip edilmek, olmazsa Irak'taki gibi – veya benzeri – bir operasyonla dize getirilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.
 
2: Hangi gerekçe diye de sorulacak olursa, elbette ve muhakkak ki, müsâit ve muvâfık ve bittabiî – şimdilerde unutulan Soğuk Savaş dönemi tâbiriyle – "hür dünya"nın, ve/ya – günümüz Küreselleşme dünyasının moda tâbiriyle - "dünya kamuoyu"nun, tasdîk ve tasvîb edeceği "muacceliyyet kesbeden insânî esbâb-ı mûcibeler" ile.
 
Ne gibi "muacceliyyet kesbeden insânî esbâb-ı mûcibeler" diye sormayınız lûtfen; cevâbı sizler de biliyorsunuz: "Yetişin! Türkler yine adam kesiyor!"
 
Ermenilerin soyunu kurutmasıyla kaatillikleri isbatlanan Türkler'in – büyük müslümanların büyük gazetesi Zaman'ın en büyük filozofu Bay Mahçupyan'ın da ifâdesiyle - "hiç de değişmediği"ne ("Türkler"., Zaman, 22 Ocak 2007) ve her ân toplu kıtallere girşebileceğine "dünya kamuoyu"nun daha muhkem bir şekilde iknâ edilmesi gerekmektedir. Türk bu; keser mi keser! O'nun dişlerinden kan damlar; adam kesmeden yaşayamaz. Nitekim Albert Sorel dememiş miydi ki, ""Bir Türk milleti asla mevcut değildir, sadece düşman ahali ortasında çadır kurmuş bulunan fatihler vardır; Türkler bir devlet değil, fakat yalnız fütuhat için değeri bulunan ve durmaya mecbur olur olmaz dağılmaya meyil gösteren bir ordu teşkil etmektedirler" [Avrupa ve Fransız İhtilâli: I/II., s.353]. Şu hâlde Türk, dışarıda kesecek kimse bulamazsa içeride kendi tebaasını, yurttaşını kesecektir; kesti de nitekim ve sâdece tarihte de kalmış değildir kesip-biçmeleri, elyevm günümüzde de berdevamdır: Yüzümüzün akı, gözümüzün nûru, dizimizin feri, nâmı yedi cihânı tutmuş, büyük Türk edîbi Bay Pamuk yalan mı konuşuyordu yâni, "Türkler bir milyon Ermeni ve otuzbin Kürt öldürdü" derken?
 
Ama müdâhale için bu kadarı kifâyet etmeyebilir; ateşin daha da harlandırılması lâzım. 
 
3: Ve nasıl?
 
Yine elbette ve muhakkak ki öncelikle, tabiatiyle iktisâdî müeyyideleri de olacak olan politik baskılar ile. İktisâdî olarak bir dev olmasına mukabil, askerî olarak bir cüce olması hasebiyle, doğrudan askerî bir müdâhalenin projelerinin hiçbir yerinde bulunması bahse değer dahi olmayan AB'nin bütün yapabileceği bundan ibârettir; ama küçümsemeye gelmez, hem de hiç! Bir kere, Türkiye'nin en dayanıksız olduğu husus olan "AB'ye alınmama tehdîdi"ne bir de alenî veya zımnî bir ekonomik ambargonun da eklenmesiyle çok mukavemetlerin kırılabileceği hesap edilmektedir mutlaka ve hiç de bütünüyle yanlış bir hesap değildir; ama tabiatiyle, ağır-ağır, usul-usul, ceste-ceste gitmek, demiri tava getirmek için iyice dövmek gerek. Beri yandan, bir "yumuşak güç" olan AB'ye karşılık, uzunca bir müddettir artık sâdece bir "sert güç" niteliği ile tanınır olan ABD'nin ise elinde daha büyük imkânlar olduğu tartışmasızdır: Aynen AB gibi alenî veya zımnî bir ekonomik ambargodan fiilî bir müdâheleye kadar.
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 206,32 KB ]




Copyright ©2006-2018, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim