ANASAYFA BİYOGRAFİ KİTAPLAR YAZILAR BİLDİRİLER RÖPORTAJLAR KÜTÜPHANE İLETİŞİM
        Detaylı Arama

Facebook'ta Paylaş

Vaaz Problemi: II
Durmuş Hocaoğlu

Aksiyon Dergisi / Sayı: 310; 11.11.2000-17.11.2000
"Eğer câmi'e gelen Ümmet-i Muhammed vaazdan sonra zenginleşmiş olarak mâbedi terketmiyor ve eğer bir dahaki vaazı bir heyecan içerisinde beklemiyorsa o vaazın sebeb-i hikmeti nasıl açıklanabilir?"
 
 
Vaaz, büyük ve ciddî bir mesele; çünkü, İslâm'ın pratik bilgilerinin Halk'a en özlü bir şekilde ve en etkili bir metod olan yüz-yüze metodu ile aktarılmasıdır. Fakat, bir önceki yazıda da temas ettiğimiz gibi, bu konuda çok ciddî bir problem var ve bu problem de ekserî hallerde vâızlarımızdan neş'et etmektedir. Bunları söylerken, elbette, hakîkaten takdîr ve tebcîl edilmesi iktizâ eden, ilim ve hikmet sâhibi, âlim ve fâzıl ve ilmi ile âmil, hakîkaten hatîb, ehliyet ve liyâkat sâhibi muhterem vâızlarımızı ve hoca efendilerimizi tenzih etmekteyim; fakat ne yazık ki bu gibi zevât-ı muhterem ekseriyeti teşkîl etmekte değildir ve bakıyye ekseriyet - bilhasa İslâm'ın daha bir iyi anlatılması ve tanıtılması şart olan günümüzde - bu ağır yükü kaldırabilecek kuvvetli omuzlara sâhip bulunmaktan uzaktırlar. Evet; vâızlarımız çoklukla birer eğitimci, birer öğretmen olarak ele alındığında, düşük performanslı, yetersiz, zayıf ve ayrıca mesleklerini ve cemâati de îcabı nisbetinde ciddîye almayan kişiler olarak göze çarpmaktadırlar. Bu konuda vermek istediğim bir örnek, vâızlarımızın Cemâat'e hitap tarzlarıdır. Resûl-ü Zîşan Efendimiz'i kendilerine örnek almaktan imtinâ eden birkısmı, hitâbetleri esnâsında Cemâat'e karşı zaman-zaman sertleşmekte, onları hırpalamakta, azarlamakta ve hattâ tekdîr etmektedirler. Meselâ hemen-hemen her vaazında cemâata "adam olun, adam!" diyen bir vâız düşünebiliyor musunuz? Ve kezâlik, düşünmeliyiz ki, söz söylemede üslûbun ehemmiyetini, her kelâmın her mecliste söylenmesinin, velev ki mücerret mânâda doğru dahi olsa siyâseten yanlış olduğunu müdrîk olmaktan âciz, avâmî tâbir ile 'dangur-dungur' konuşan ve bu babdan olmak üzere, meselâ, hanımları ve kızları mütesettîr olmayan mü'minleri alenen tahkîr ve mahcup etmeye çalışan ve handiyse Mescid'e geldiğine pişman ettiren bir vâız acaba bu dine hizmet mi etmektedir?
 
Bu cümleden olmak üzere, başka bir mühim mesele de, vâızların hitaplarındaki "öfkeli" tavırdır. Elbette vaaz kürsüsü bir akademik tebliğ verme yeri değildir ve elbette teheyyücün de bir değeri vardır; vardır ama bunun da bir usûlü olmalı değil mi? Aman Rabbim; o ne şiddet, ne celâl! Cemâat'e hitap ederken lüzumlu-lüzumsuz, yerli-yersiz, sık-sık hop oturup hop kalkmanın, kürsüyü yumruklamanın, yüksek sesli, öfkeli, büyük harfli konuşma yolunu seçmenin ve bunda ısrar etmenin bir matah olduğunu zannetmek bir zaaf değil de nedir?
 
Ve dahi, belki de en mühimi: Cemâatin Beytullah'a girmeden önceki ve sonraki hâli arasında ne kazandığına dikkat edilmeli değil midir? Eğer câmi'e gelen Ümmet-i Muhammed vaazdan sonra zenginleşmiş olarak mâbedi terketmiyor ve eğer bir dahaki vaazı bir heyecan içerisinde beklemiyorsa o vaazın sebeb-i hikmeti nasıl açıklanabilir?
 
***
 
Ayrıca, şahsen mühim addettiğim bir başka konu da "vaaz ve siyâset" meselesidir. Cemâatin ve vâız efendilerimizin bir kısmı için ciddî bir vaaz mutlaka siyâsî bir nitelik taşımalıdır; zira bu fikre göre kalitesiz bir vaaz, esas olarak, bu istikametteki resmî veya gayri resmî tazyikler ve tahditlerden kaynaklanmakta ve vaazlarda ve hutbelerde 'ottan, yeşillikten' bahsedilerek abesle iştigal edilmek durumunda kalınmaktadır. Vâkıa benim de birçokları gibi, vaazların ve bilhassa resmî nitelikli hutbelerin mevzû îtibâriyle seviye ve kaliteleri hakkında çok ciddî îtirazlarım olduğumu söylemeliyim; ancak, bâlâda zikretttiğim mevzû, yâni vaaz ve hutbenin siyâsîleştirilmesi fikri, kanâatimce, çok ciddî bir yanlışlıktır ve herşeyden önce bütün cemâati siyâsî kanâatler ve tercihler noktai nazarından homojen farzetmekten kaynaklanmaktadır. Vaaz kürsüsünden veya minberden siyâset yapılmasının getireceği ilk sonuç, "yar bana bir eğlence, medet" dercesine Sistem'in tahrik edilmesine yönelik provakatif bir dâvetiye olacaktır. Fakat bundan daha vahîmi olarak; Sistem bütün ipleri serbest bıraksa dahi, günümüzün plüral cemiyetinde böyle bir yola girilmesi, cemâatin parçalanmasına, politik saflaşmalara ve hattâ cepheleşmelere sebebiyet verecektir ki bu keyfiyet, kendisinde 'rahmet' olan bir 'ihtilâf' değil, 'felâket' olan ve Şanlı Resûl'ün tel'în ve takbîh ettiği bir 'tefrika'dan gayri bir netîce hâsıl etmeyecektir. Hattâ böyle bir tecrübenin, câmi'lerin bütün cemâati kucaklayan niteliğinin zâil olmasına ve câmi' parsellenmesine de yol açacağını söyleyebilirim ki, bu, İslâm dünyasında bir nevi' "kiliseleşme" akımının yaratılmasından başka bir şey de olmayacaktır.
 
***
 
Hâsılı Fuzûlî'nin de dediği gibi: "Derd çok"! Lâkin, ben, bu yazının sonuna, bir de "Câmi' Problemi"nin bir cüzü olmak üzere kısa bir not düşmek istiyorum ve diyorum ki: Nedir bu, namaz vakitlerinin dışında "câmi' kapatma" rezâleti? Yoksa bir tür "protest müslümanlık" ile mi karşı-karşıya bulunmaktayız? Edeb yâhû! Din-diyânet deyince hemencecik başkalarını suçlayan birkısım muhteremlerin, kendilerine bakmaları akıllarına gelmeyecek ve kendileri ile hesaplaşmak gibi bir ahlâkî vecîbeleri bulunduklarını hâtırlatmayacaklar mı?
 
Nedir bu ayıp ey ehl-i îman ihvân! Arabesk tegannîsi gibi garip nağmelerle iç bunaltarak, sabah ezanlarında uyuklayarak ezan kırâat eden, câmi' minâresine çıkmaya üşenen kalitesiz ve ciddiyetsiz müezzinlere; cemâate saygı duymayan, dersine çalışmayan vâızlara, namazını yeldir-yepelek kıldırıp câmiyi mü'minlerin suratına kapatan bu protest imamlara kimse bir ihtar ve îkazda bulunmayacak mı?
 
Yâ Hû! Bu memlekette "Diyânet İşleri" diye bir kurum var mıydı acaba?
Yazıyı PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız. [ Boyutu: 528,75 KB ]




Copyright ©2006-2017, Durmuş Hocaoğlu

Sitede yayınlanmakta olan yazılar kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.

Anasayfa  |  Biyografi  |  Kitaplar  |  Yazılar
Bildiriler  |  Röportajlar  |  İletişim